This page is not yet available in English. You are viewing the Turkish version.
Prof. Dr. Celalettin Yavuz'un yazısı Devlet dergisinde yayımlandı

Prof. Dr. Celalettin Yavuz'un yazısı Devlet dergisinde yayımlandı
Üniversitemizin İİSB Fakültesi öğretim üyesi Prof.Dr. Celalettin Yavuz tarafından yazılan “Rusya Ukrayna’ya Niçin Saldırdı?” başlıklı yazısı iki ayda bir yayımlanan fikir ve kültür dergisi Devlet'in Mart-Nisan 2022 tarihli sayısında yayımlandı.
Metnin orijinali şöyledir:
Rusya Ukrayna’ya Niçin Saldırdı?
Prof.Dr. Celalettin YAVUZ, İstanbul Topkapı Üniversitesi Öğretim Üyesi
Bilindiği gibi 2021 yılının son ayından itibaren Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere, Rusya’nın Ukrayna’ya saldıracağını ısrarla söylüyordu. Buna karşılık Rus devlet adamlarından cılız da olsa veya Amerika ve İngiliz devlet adamları kadar sık ve iddialı olmasa da ‘Saldırmayacağız!’ şeklinde sesleri geliyordu. Hatta Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD ve İngiltere’nin devlet adamlarının histeri krizi içerisinde bulunduklarını ifadeyle eleştirmişti de.
Yine hatırlayacak olursak, Rusya’nın Ankara Büyükelçisi Aleksey Yerhov, Türkiye’de yaptığı bir açıklamada ‘Kesinlikle söylüyorum, Rusya Ukrayna’ya saldırmayacak.’ demişti. Bu iddialı sözlerin üzerinden birkaç gün geçtikten sonra Rusya önce Ukrayna’nın doğusundaki ayrılıkçı Donbass bölgesindeki Luhansk ve Donetsk’in bağımsızlıklarını tanıdı. Bu tanıma öncesinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, uzun ve Rusya’nın “milli stratejisini” açıklayan, tarih ve sosyoloji yüklü konuşmasını gerçekleştirdi. Açıklamalarından anlaşıldığına göre, tarihte Ukraynalılar diye bir milletin varlığı bile söz konusu değildi. Rus ataları, komutanları tarafından özellikle Osmanlı Devleti’nden savaşlar sonunda kazanılan bu topraklar Rusya’ya aitti. Ruslar gibi Doğu Slavları olan Ukraynalılar da kendilerinin (Rusların) bir parçasıydı. Üstelik Ukraynalılar da Ortodoks’tu!
İki ayrılıkçı bölgenin bağımsızlığını tanımanın ardından 36 geçmeden Rus kuvvetleri önce bu bölgelere, ardından da Ukrayna’ya girdiler. Genel kanı tanıma sonrası Rusya’nın beklemede kalıp, gelişmelere göre yeni bir hamle yapacağı şeklindeydi. Ama Rus Lideri Putin tüm dünyayı şaşırtarak Ukrayna’ya saldırmıştı.
Rusya’nın Ukrayna’ya Saldırmasının Gerekçesi
Bu saldırının gerekçeleri Putin’in daha önceki beyanatlarına göre şöyle idi:
- “NATO Doğuya doğru genişlemeyecek!’ denmiş olmasına rağmen bu sözde durulmadı, genişlemeye devam ediyor. Hatta bizim burnumuzun dibine kadar gelen ve bir zamanlar Sovyetler Birliği topraklarına ait olan Ukrayna ve Gürcistan dahi NATO üyesi yapılmak isteniyor.”
Putin’in bu sözleri doğru. Zira bu konuda artık son zamanlarda bu ifadeyi doğrulayan birçok belgeler ortaya çıktı. Bu iddianın doğruluğunu soğuk savaşın sona ermekte olduğu geçiş sürecinde NATO görevlerinde bulunan subaylardan bizzat duymuştum. Bu subaylardan biri de Deniz Harp Okulu’ndan bizim devreden üç yıl önce mezun olan, şu an bir üniversitede Doç.Dr. unvanıyla öğretim üyeliği yapan bir büyüğümüzdür. Bana anlatmış olduklarına göre soğuk savaşın sona erdiği 1990-1991 döneminde kendisi kurmay binbaşı rütbesinde genç bir subay iken, atama döneminin yaşandığı o sırada bu toplantılara katılma fırsatı yakalamış. Telefonda da açıklamış olduğu gibi, NATO yetkilileri “NATO’nun doğuya doğru genişlemeyeceği” konusunda Sovyet yetkililerine söz verilmiş.
Benzer konu son zamanlarda tekrar dillendirilmeye başlandı. Bir zamanların en parlak Amerikalı devlet adamlarından Henry Kissinger de 2014’teki bir beyanatında Ukrayna’yı NATO’ya alma umudu verilmesini yanlış bulduğunu açıklamıştı.
Son zamanlarda Almanya’daki Federal Meclis Bundestag’ta bir taraftan Rusya’nın Ukrayna saldırısını zehir zemberek ifadelerle eleştiren Almanya İçin Alternatif Partinin yeni yüzlerinden birisi. Muhalefetteki Almanya İçin Alternatif (AfD) Partisi’nin yeni yüzlerinden Alice Weidel, son günlerde sosyal medyada sıkça paylaşılan sözlerinde bu konu üzerinde de durmaktadır. AfD, Almanya’da genel olarak Türklerin ve Türkiye’nin de aleyhine olan bir parti de olsa, Weidel’in bu sözlerine takılacak kulp bulmak mümkün değildir.
NATO’nun doğuya doğru genişlemesi bağlamında Ukrayna’nın “kurban” edilmesinin yanlışlığını gösteren bir diğer yazı da 24 Nisan 2022’de tarafıma ulaştırıldı. Blake Fleetwood tarafından 24 Şubat’ta yazılan bu yazıda “Doğuya doğru bir inç bile genişleme olmayacak!” şeklinde iddialı ifadeler mevcut. Fleetwood, “Amerika hakikaten sözünü tutmadı ve bunun ceremesini Ukrayna çekiyor!” diyor.
Savaşta Kaybedenler ve Putin’den Rus “Megali Idea”sı!
Şurası açıkça görülüyor ki, “Atlar tepişiyor otlar eziliyor!” Tepişen atların kimler olduğu belli: ABD ile Rusya. Ya da bu iki ülke arasında bilek güreşi var da denilebilir. Her ne olursa olsun, iki ülkenin doğrudan birbirini hedef almayan kavgasından bir üçüncü ülke, yani Ukrayna kan kaybediyor.
Bu arada “Kavgada sadece Ukrayna mı kaybediyor?” diye de sorulabilir. Kuşkusuz ki bu tepişme Ukraynalılar ile Ukrayna’dan sonra en büyük zararı başta bölge ülkelerinden Türkiye olmak üzere, Karadeniz sahildarı ülkelere ve Avrupa’ya da veriyor. Yani Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının sıkıntılarını Türkiye de çekiyor, Avrupa çekiyor, Ukrayna’ya yakın ülkeler çekiyor.
Putin’in saldırısının gerekçelerinden ilki NATO’nun doğuya doğru genişlemesini durdurmak, ama başka gerekçeleri de var. Putin bunu 22 Şubat 2022 akşamı konuşmasında şöyle açıkladı: “Kırım, Azak denizi kıyıları ve yine Karadeniz’in kuzey kıyılarını Rus Çarlığı, kazandığı savaşlar sonucunda Osmanlı Devleti’nden aldı. Ne diye Ukrayna diye bir devlet kuruldu anlamıyorum. Böyle bir devlet olmayacaktı. Zaten Ukraynalılar diye bir halk da yoktur!”
Putin’in akıllara durgunluk veren bu ifadeleri Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’in 1990 yazında Kuveyt’e girmesini hatırlattı. Hatırlanacağı üzere o dönemde Saddam Hüseyin, Kuveyt’in Osmanlı Devleti döneminde Irak’a ait olduğunu söyleyerek, “Madem Irak’a aitti, o halde bugün de Irak’a ait olması gerekir!” diyerek Kuveyt’e saldırmıştı.
Saddam Hüseyin ve Putin’in bu mantığıyla hareket edilirse, Türkler de çıkıp “Biz zaten Osmanlı Devleti’nin devamıyız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Osmanlı Devleti’nin toprakları üzerinde kuruldu. Kurucuları iki devletini de devlet adamları. Bir bakıma Osmanlı saltanatı yerine Cumhuriyet rejimi değişikliği yapılmıştır. Buna bağlı olarak kurumlar da çağdaşlaştırılmaya özen gösterilmiştir. Dolayısıyla de Türklerin Irak zaten Osmanlı Dönemi’nde bize aitti. Suriye de bize aitti. Filistin ve İsrail bize aitti. Bir zamanlar Türkmençay Anlaşması’na kadar Güney Kafkasya bizce aitti!” mi demelidir?
Hatta bir adım daha ileri giderek, Putin’in “Kırım’ı, Azak Denizi kıyılarını, Karadeniz kıyalarını Osmanlıdan biz aldık!” sözünden hareketle, o halde Türkler de çıkıp “Madem Türklerden almıştınız, geri iade edin!” mi demeliler?
Bu iddianın bir de Balkan coğrafyası var. “Balkanları da da Türklere verin!” mi denmelidir? Putin’in bu akıl yürütmesi Yunan milletinin bir zamanların Bizans’ını canlandırma rüyası “Megali Idea”yı hatırlatmaktadır. Çariçe Katerina’nın, İstanbul’u fethederek oğlunu yeni Bizans’ın imparatoru yapmak isteyen “Ortodoks” fanatizmini çağrıştırmaktadır.
Böyle mesnetsiz ve ölçüsüz, çağ dışı bir mantığı anlayabilmek ise mümkün değildir. Sebep, her ne olursa olsun bunların hiçbirisi Ukrayna’ya saldırmayı gerektirmezdi.
Sonuç
Ukrayna’ya adeta sudan bahanelerle saldıran Rusya liderlerine şu sözlerin hatırlatılmasında yarar görülmüştür: Bunlardan ilki, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve banisi Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “Savaş zaruri olmalıdır, aksi takdirde bir cinayettir!” sözüdür. Ukrayna’daki savaş ya da askerî harekât, her olursa olsun kesinlikle zaruri değildi. Buradan çıkartılacak sonuç ise bir bakıma “Rusya’nın cinayet işlemekte olduğu!” gerçeğidir.
Bir diğer söz ise, “Bu savaştan kimler kazandı?” sözüne verilen cevaptır. Anlamakta güçlük çekilen bu soru üzerine uluslararası ilişkiler teorisyenlerinden Neorealist Kenneth Waltz, “Savaşta kim kazandı demek, San Francisco depreminde kim kazandı demek kadar abesle iştigaldir!” der.
